Stoacılara göre insanda dil, yani konuşma ve düşünme doğuştan gelen bir özellik olmayıp dünyaya geldikten sonra uzun bir dönemde gelişen özelliklerdir. İnsan doğduğunda zihni tabula rasa gibi boş ve beyaz bir levhaya benzer. Çevreden gelen duyumlar ve deneyimler bu levha üzerine düşer, işlenir ve zamanla izler bırakır. Dış dünyadaki bir nesne veya olaydan gelen uyarı duyu organlarını etkiler ve böylece bu uyarının zihinde bir imgesi veya hayali oluşur. İmgeler, insan zihninin süzgecinden geçtikten sonra sürekli ve kalıcı hale geldiklerinde bellek imgelerine dönüşürler ve algı adı verilen zihin durumu ortaya çıkar. Algıların meydana getirdiği kayıtla ise genel kavramların doğuşuna neden olur. Stoacılara göre genel kavramlar deneyim ile oluşturulurken zaman ve mekan gibi özel kavramlar benzetmeler yani analojiler ile oluşturulmaktadır.[2] Zihnin kavram oluşturma kapasitesi doğuştandır ancak bu kapasite deneyimle geliştirilebilir.
Kaynak:Evrim Ağacı