Bilim insanları, yıldızı olmayan bir “serseri gezegenin” hem kütlesini hem de Dünya’ya olan uzaklığını ilk kez kesin olarak ölçmeyi başardı.
Uluslararası bir astronom ekibi, uzayın derinliklerinde tek başına dolaşan ve herhangi bir yıldızın yörüngesinde olmayan “serseri” bir gezegenin kütlesini ve Dünya’ya olan uzaklığını ilk kez kesin biçimde ölçerek tarihi bir başarıya imza attı.
Güneş Sistemi’nde olduğu gibi düzenli bir yörüngede dolanmak evrende her gezegene nasip olmayan bir ayrıcalık. Bazı gezegenler oluştukları sistemlerden koparak uzayın derinliklerinde yalnız başlarına sürüklenmeye mahkûm kalıyor. Bu başıboş gezegenlerin varlığı uzun zamandır bilinse de, şimdiye kadar hiçbirinin kesin kütlesi ve uzaklığı ölçülememişti. Yani temel fiziksel özellikleri belirsizliğini koruyordu.
Geleneksel gezegen keşif yöntemleri çoğunlukla yıldızların etrafında dönen gezegenleri tespit etmek üzere tasarlanmış durumda. Örneğin bir gezegenin kendi yıldızının önünden geçerken oluşturduğu ışık değişimleri veya yıldızın yörüngesindeki salınımlar gibi belirtiler astronomların gezegen avında en sık kullandığı yöntemler arasında. Ancak bir yıldıza bağlı olmayan gezegenleri tespit etmek çok daha zorlu bir süreç.
3 Mayıs 2024’te yaşanan nadir bir astronomik olay, bilim insanlarına benzersiz bir fırsat sundu. Şili, Güney Afrika ve Avustralya’daki yer tabanlı teleskoplarla birlikte, artık görev süresini tamamlamış olan Gaia Uzay Teleskobu da bu olayı gözlemledi. Gaia’nın Dünya’dan yaklaşık 1,5 milyon kilometre uzakta bulunması, aynı olayı farklı bir bakış açısından izlemesine olanak tanıdı.
Yalnız ve Başıboş Gezegenlerin Gizemi Çözülüyor: Bir Gezegen Nasıl Tartılır?
Peking Üniversitesi‘nden
Subo Dong liderliğindeki araştırma ekibi, mikro mercekleme tekniği olarak bilinen bir yöntem kullanarak bu başıboş gezegeni tespit etti. Bu teknik, uzak bir yıldızdan gelen ışığın, önünden geçen cismin kütle çekimi etkisiyle bükülmesi prensibine dayanıyor.
Serseri gezegen, Dünya’dan yaklaşık 9.785 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor ve Jüpiter’in kütlesinin yüzde 22’si kadar bir kütleye sahip. Bu da yaklaşık olarak Satürn‘ün kütlesine denk geliyor. Araştırmacılar böylesine devasa bir gezegenin muhtemelen bir zamanlar bir yıldız sisteminin parçası olduğunu ve çeşitli kütleçekim etkileşimler sonucu sisteminden koptuğunu düşünüyor.
Queen Mary University of London‘dan astrofizikçi
Gavin Coleman, değerlendirmesinde şunları söylüyor:
“Yeni keşif koordineli gözlemlerin başıboş bir gezegenin hem konumunu hem de kütlesini belirleme zorluklarının üstesinden nasıl gelebileceğini ve bu gezegenlerin oluşumunu anlamamızı nasıl geliştirebileceğini gösteriyor.”
Araştırmanın sonuçları Science dergisinde yayımlanan bir makalede detaylı olarak açıklandı. Araştırmacılar 2027’de fırlatılması planlanan
Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu‘nun devreye girmesiyle birlikte, benzer başıboş gezegenlerin keşfinde önemli ilerlemeler kaydedileceğini öngörüyor. Yeni teleskop
Hubble Teleskobu‘na kıyasla gökyüzünü bin kat daha hızlı tarayabilecek ve benzer kütleçekim mercekleme olaylarını yakalama şansımızı artıracak.
Kaynak:
Phys