Kötü olma ihtimali varken bile kötü olmamayı seçen insanları seviyorum. Çünkü onların iyiliği mecburi değil; seçilmiş. Hayatın ne kadar acımasız olabildiğini görmüş, buna rağmen kendini o acımasızlığa benzetmemeyi seçmiş insanlar onlar. Canları yanmış ama başkasının canını yakmayı kendine yakıştırmamışlar.
Herkesin bir bahanesi varken, onların bir sınırı var. İntikam kolayken susmayı, kırmak mümkünken onarmayı seçiyorlar. Bu bir güç gösterisi değil; sessiz bir duruş. Kimseye anlatılmayan, kimsenin alkışlamadığı ama insanın içini ayakta tutan bir duruş.
Bu insanlar çoğu zaman yanlış anlaşılır. “Saf” denir, “fazla iyi” denir. Oysa mesele iyi olmak değil; kendini kaybetmemektir. Dünya kötüyken içini iyi tutabilmektir. Ben en çok da bunu başarabilenleri seviyorum. Çünkü kötülüğün sıradanlaştığı bir yerde iyi kalabilmek, en zor ve en kıymetli şeydir.