|
Yanıt: kırk yılın hatrı
Günlükcüm ;
Makale yazıyorum beni dinle ve anla şöyle ki yazmayı bırakmıştım aklıma gelen cümleler coğunluğu oluşturmakta kafamın içinde serzenişler gelip geçmekte dökebildiğimi dökeceğim satırlara ...
Köşemsin ya hani biraz hırçınlığımızı dökelim..
Bazı şeylerden kaçmak, aslında insanın kendini koruma biçimlerinden biridir. Herkesin içinde bir sınır vardır; ne kadarını kaldırabileceğini, ne kadarına tahammül edebileceğini belirleyen görünmez bir çizgi. Ama günümüzde bu çizgi çoğu zaman zorlanıyor. Özellikle insanların düşünmeden konuşmaları, her fikri filtresizce ortaya dökmeleri, bu sınırı fazlasıyla ihlal ediyor. İşte o noktada yorgunluk başlıyor.
İnsan bazen sessizlik ister. Kafasını dinlemek, kendi iç sesini duyabilmek ister. Fakat çevredeki gereksiz konuşmalar, cıvık tavırlar, boş muhabbetler bu ihtiyacı bastırır. Herkesin söyleyecek bir şeyi var ama çok azı gerçekten söylemeye değer şeyler söylüyor. Düşünmeden konuşmak, sadece kelimeleri harcamak değil; aynı zamanda karşıdakinin enerjisini de tüketmek demek.
Bu yüzden kaçış, bir zayıflık değil, aksine bir farkındalıktır. İnsan, neyin kendine iyi gelmediğini anladığında uzaklaşmayı seçer. Kalabalıkların içinde yalnız hissetmek yerine, yalnızlığın içinde huzuru bulmayı tercih eder. Çünkü bazen en büyük gürültü, insanların anlamsız konuşmalarıdır.
Ve insan şunu anlar: Her ses duyulmak zorunda değildir, her söz cevaplanmak zorunda değildir. Bazı şeyleri görmezden gelmek, bazı insanlardan uzak durmak ruhu hafifletir. Çünkü gerçek huzur, dışarıdaki karmaşadan değil, içerdeki dinginlikten gelir.
Görüşürüz.
Mesaj içerikleri, TF üyelerine özeldir
Yanıtın tamamını görüntülemek için oturum açabilir veya üye olabilirsiniz.
__________________
kırk yılda bir gibisin...
|