Tekil mesaj gösterimi
Alt 27 Ağustos 2026, 13:36   #4
Çevrimdışı
Zaman Yolcusu 
Ruh HalimDusunceli
Yanıt: Yaptığınız hiçbir yanlışın asla öğrenilmeyeceğini bilseydiniz, bugünkü ahlaki sınırlarınızın tamamını korur muydunuz?




Amerika'daki öğrencilik yıllarımda bu konuyla ilgili değerli tartışmaların içinde bulunmuştum. Derin bir soru ve çok kadim paradokslara kapalı aralıyor. Hassaten dinlerin, hukukun ve toplum düzeninin varoluş amacına temas ediyor. Platon'un Devlet'ini okuyanların aklına da Glaukon gelmiş olmalı. Tam bu konuda efsanevi çıkarımları vardı.

Eğer insanlar, yaptıkları yanlışlar ortaya çıkmasa dahi yapılmaması gerektiği noktasında tutarlı ve ayırt edici bir etik düzene sahip olsalardı, hukuk diye bir sistem büyük ölçüde gereksizleşirdi. Ahlaki değerlerimizin hepsi içsel değerlerden gelmiyor, bir kısmı da sosyal caydırıcılık ile beslenir. Ceza, utanmak, itibarını kaybetmek, ayıplanmak gibi kavramların sosyal seviyede insanlar üzerindeki etkilerinin güçleri bazı yerlerde din değerlerinin dahi üstünde gelir.

Her ulusta, her kültürde yazılı olmayan sosyal sözleşmeler vardır. Toplumsal işbirliğini ve ahlak yapısını bu dengeler temellendirir, kurgular, idame ettirir. İnsan sosyal bir canlıdır. Bilimde de, akademide de, felsefede de bu böyledir. Toplum içinde hesap verilebilirliği ortadan kaldırdığınızda büyük bir taş çekmiş olursunuz, kaosa kapı aralar. Ahlakı kendi içinde, kendi için, objektif ve her şeyden bağımsız bir değer olarak algılayabilmek ve yaşayabilmek mutlak erdem gerektirir. Pratikte bu erdem son derece nadirdir. Bana göre ise mutlak erdem sadece teorik ve kavramsal olarak var olabilir. Çünkü doğruya ve yanlışa anlamlarını verenler de ağırlıklı olarak dış etkenlerdir.

İnsanı ve değerlerini toplum şekillendirir. İnsan tek başına erdem ile var olabilecek potansiyele sahip bir canlı değildir. Tarihsel gözlemler de bunu güçlü biçimde destekler.

Eğer insanın dış toplumdan bağımsız kendi içinde erdemli bir şekilde yaşayabileceğini iddia eden varsa ve inanan biri ise peygamberlerin ve kitapların gönderilişi amacı noktasında gerilim yaratır. Birçok dini geleneğin insan doğasına dair temel varsayımlarını da yok sayar. Zira pek çok din, insanın içsel ahlak kapasitesinin yetersiz veya bozulmaya açık olduğunu kabul eder ve bu yüzden vahiy ile peygamberliğin gerekliliğini savunur. Bahusus insanın yaptığı yanlışı ve doğruyu dışarıdan bağımsız kendi içinde ayırt edebileceği saf içsel yeterlilik iddiası, dinlerin gönderiliş gerekçesini zayıflatır.

Şayet bunu savunan inancı olmayan biri ise, hukuka ve hesap verebilirliğe gerek duyulmayacak bir sistemde varlığını ve etik değerler kurgusunu teoride de olsa hangi metodoloji ile rasyonaliteye dökebilir, insanın toplum içerisindeki davranış paradigmasını hangi ampirik temele oturtabilir dinlemek isterim.

Umarım aktarmak istediklerimi net bir biçimde ifade edebilmişimdir.

Bununla birlikte; bir davranış, sonuçlarından kaçınabilecek eylemler için yapılıyor ise bu ahlak mıdır, ahlak sonuçtan bağımsız bir ödev midir, bunu da bir başka başlık altında değerlendirmek gerekir.

İyi forumlar.
Mesaj içerikleri, TF üyelerine özeldir
Yanıtın tamamını görüntülemek için oturum açabilir veya üye olabilirsiniz.
__________________

İmzalardaki bağlantıları veya görselleri görüntülemek için gönderi sayınızın 10 veya daha fazla olması gerekir.

Usulün bozulduğu yerde hukuk, üslûbun bozulduğu yerde muhabbet kalmaz.

◤ ~ Vakit buldukça "Düşünür"
Sadece kahve içerken "Yazar"
◢
 
Alıntı ile Yanıt